Şu hale bakın:
Recep T. Erdoğan'ın "Dağdan inip Meclise gelin" dediği PKK'nın sivil ve siyasi temsilcisi DTP, Ankara'da kongre yapıyor…
- Terör suçundan 10 yıl hapis yatan ve bir ay önce "9 kişinin üzerine on binlerce asker gönderip kahramanlık satıyorlar" diyerek ordumuza hakaret yağdıran ve sahte raporla askerlikten kaçan birisini Genel Başkan seçiyor.
- Bebek katili PKK teröristlerini "demokrasi şehidi" ilan edip saygı duruşunda bulunuyor.
- Bu kongre denen kangren toplantısında İstiklal Marşı okunmuyor.
- DTP kadın Milletvekili Fatma Tuğluk'un eşi Salman Tuğluk PKK teröristi olarak hala dağlarda bulunuyor.
- "Tek bayrak tek vatan, tek dil ve tek devlet" iddialarının ülkeyi bugünkü kavga ve kaos ortamına taşıdığı vurgulanıp, dolaylı biçimde Türkiye'nin parçalanması tavsiye ve teklif ediliyor.
- Tam böyle bir süreçte, Irak'ın üç federe devlete ayrılmasını açıkça söyleyen ve PKK'yı destekleyen İsrail Cumhurbaşkanı Türkiye'ye Büyük Millet Meclisinde konuşma yapmak üzere ülkemize geliyor. Bu bizi Adnan Menderes'in İsrail Cumhurbaşkanını davet ettiğini hatırlatıyor. Ve şu sorular hala yanıt bekliyor.
PKK'ya hangi ülkeler silah satıyor?
İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a, "Terör örgütüne silah ve mayın satan, veren veya herhangi bir şekilde ellerine geçmesini sağlayan ülkelere, hukuk yoluyla da bir bedel ödettirmeyi düşünüyor musunuz?" diye soruyor, ama yanıt alamıyor.
Erdoğan'ın cevaplaması istemiyle TBMM Başkanlığına sunulan önergesinde, terör örgütü PKK'ya, kullandığı silah ve mayınların, ABD ve İtalya başta olmak üzere, pek çok Avrupa ülkesi tarafından satıldığının veya hibe yapıldığının belgelendiğini söylüyor.
"Hükümet, AİHM'ye dava açmayı düşünüyor mu?"
Erdoğan'ın, Eylül ayında New York'ta yaptığı bir konuşmada, "PKK kamplarında top, tank ve buna benzer Amerika'ya ait maalesef ağır silahlar çıktı. Yakaladığımız PKK terör mensuplarının ellerinde silahlar çıktı, bunu Amerikalı yetkililer, sonunda kabul ettiler" dediğini ifade eden Arıtman, "Terör suçunun, en ağır insanlık suçlarından biri olduğu uluslararası hukukça da kabul edildiğinden, bu suçun mağduru on binlerce vatandaşımız adına Hükümet olarak AİHM'ye dava açmayı düşünüyor musunuz?" dedi. Arıtman, şu soruları yöneltiyor:
"Terör örgütüne silah, mayın satmak, vermek veya herhangi bir şekilde ellerine geçmesini sağlamak, yataklık suçu değil midir?
Bu suçu işleyen ülkelere hukuk yoluyla da bir bedel ödettirmeyi, şehit aileleri ve gazilerimizin maddi ve manevi tazminat talepleriyle AİHM'ye dava açabilmeleri konusunda Hükümet olarak önderlik edip, maddi ve manevi destek sağlamayı düşünüyor musunuz? Son İtalya ziyaretinizde, İtalyan Başbakanı Prodi'ye, evlatlarımızı sakat bırakan, şehit eden İtalyan mayınlarından bahsedilmiş midir?
Erdoğan'ın cevaplaması için TBMM Başkanlığına sunduğu başka bir soru önergesinde de Arıtman, Kore ve Kıbrıs savaşı şehit ve gazileri ile bölücü teröre karşı verilen mücadelede şehit ve gazi olan asker, polis, öğretmen, köy korucusu ve diğer kamu görevlilerinin sayısının da açıklanmasını istiyor.64[1]
Ve işte tam böyle bir sırada 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan Hocanın Çay TV'deki tarihi uyarıları daha bir önem kazanıyor:
Türkiye bütün insanlık için, en mühim ülke konumundadır. Alman kilisesinin 2 nolu adamı, Prof. Pedegog ve Kardinal, Vatikan'daki Papa'ya hitaben, şimdi en çok satan bir kitap yazmıştır:
"Biz kilise ve yüksek din adamları olarak asırlar boyu, insanlara haklı ve hayırlı yolu göstereceğimize, maalesef despot kralların emirleri doğrultusunda çalıştık ve halkı onlara köle olmaya uğraştık.
Çünkü bizim sağlam ve ilahi bir dayanağımız, değişmemiş kutsal bir kitabımız bulunmamaktadır.
İşte bu nedenle, gerçek ve yüksek bir ilahi mesaj olan Kur'anın düsturlarına uymak zorunluluğumuz vardır."
Ama bu samimi, insani ve ilmi teklifleri üzerine Papa tarafından aforoz edilmiş durumdadır.
Bu Kardinal Profesör yazdığı kitapta, Hıristiyan dünyasına ve bütün insanlığa şöyle seslenmekte ve uyarmaktadır:
Irkçı emperyalizmi (yani siyonizmin dünya hakimiyetini) güden çevreler, demokrasi ve insan hakları kılıfıyla korkunç bir zulüm ve sömürge düzeni kurup uygulamaktadır. Nasıl baskıcı ve despot krallarına diktatur deniliyorsa, bu günkü güdümlü ve sahte demokrasilerde aslında tam bir "demokratür" yani dolaylı dayatma rejimi demek lazımdır." Böylesi izan ve insaf ehli Batılı ilim adamlarının da teslim ve tavsiye ettikleri gibi, bu gün insanlık acilen İslam'a muhtaçtır.
D-8'lerin kuruluşu için ilk Türk devlet adamı olarak Nijerya'ya gittiğimizde, ellerindeki Türk bayraklarıyla ve coşkuyla bizleri karşılarken Devlet Başkanı şunları hatırlatmıştı:
"Biz sizi Osmanlı'nın varisi ve temsilcisi olarak görüp seviyoruz ve güveniyoruz. Çünkü Batılılar Nijerya'ya saldırıp insanlarımızı köle olarak götürüp satmak ve ülke kaynaklarımızı yağmalamak üzere ülkemize saldırınca, Osmanlı'ya sığındık… Gelip hem bizi kurtardılar, hem de hiçbir zenginliğimize dokunmadan bize özgürlük ve huzur sağladılar.
Her İsrail Cumhurbaşkanı, Meclis açılışında şu konuşmayı yapıyor: "Bizim iki türlü haritamız vardır. Biri duvardaki küçük İsrail… Asıl diğeri ise, kalbimizdeki ve kafamızdaki Büyük İsrail (BOP) haritasıdır. Asırlar boyunca yürüttüğümüz projeler sonucu:
- 1- Masonluk kanalıyla dünyadaki insan gücünü ve sivil organizasyonları.
- 2- Faiz ve sömürü çarkıyla para gücünü ve ekonomik-ticari kaynakları ele geçirmiş durumdayız diye hava atmaktadır.
Örneğin bizim Merkez Bankamızın sözde 40 milyar dolar rezervi görünüyor.. Ama kasamızda böyle bir para yok. Sadece, bu paraların Rockefeller'in bankasında bulunduğunu gösteren bir kağıt parçası vardır.
Her doğan bebek dahi, altı milyar insanın her birisi, dünyanın hakimi olan Siyonist sömürü krallarına her sene 1500 dolar rüşvet vermek zorundadır.
İşte demokrasi, "bul karayı al parayı" numarasıdır. Çünkü elindeki üç kağıdın hepsi kırmızı. İşte sağ partiler, sol partiler, liberal partiler.. Üçü de Yahudi'nin güdümündedir. Hangisini seçerseniz, sömürü sermayesinin piyonlarını iktidara getiriyorsunuz demektir.
Roma'daki üst düzey bir maliye müşavirimizin, uçak biletlerini erteleyerek misafir ettiği 54. Hükümetin Başbakanı Erbakan Hoca'ya günah çıkaran itirafları:
"Hocam, önceleri sizi, hayalci ve sözlerinizi ise Siyonist fobisi sayardım. Ama yirmi yıl sonra şimdi bütün bu gerçekleri yaşayarak gördüm ve sizden özür diliyorum, hayranlık ve şükranlarımı arz ediyorum. "
Ama maalesef 2007 seçimlerinde CHP eliyle "kışı kışı", AKP eliyle "bili bili" oyunu oynanmıştır. Yani millet CHP ile ürkütülüp AKP ile tuzağa çekilip aldatılmıştır.
Ordumuz, en sağlam ve inançlı kurumumuzdur
– AKP'nin Millete söz verdiği halde bir türlü yerine getirmediği bütün vaatlerinin bahanesi ve engeli ordumuz gösteriliyor. Ve bu en sağlam kurumumuz yıpratılmaya çalışılıyor.
Bizim her Milli hamlemizin önü kesilmeye uğraşılıyor ama, yegane kuvvet ve kudret sahibi Cenab-ı Hak'tır. O zalimlerin şeytani planlarını boşa çıkaracaktır. Onların bir hesabı varsa, Allah'ın da elbette bir hesabı vardır. Birçok kurumumuz, yozlaştırılmış, Milli ruhtan koparılmış, ama çok şükür ordumuz sağlam kalmıştır.
Refah-Yol döneminde terörle ilgili olarak:
- – Çekiç gücü bölgeden attık
- – Petrol boru hattını açtık
- – Güneydoğu kalkınmasını başlattık
- – Köye dönüş projesini uyguladık
- – Terörün tek ve kesin çözümü, önce siyonizme karşı, yeni bir dünyayı kurmaktır.
- – Bush-Erdoğan görüşmesi bir karikatür örneğidir.
Çünkü Bush, BOP için, Hz. İsa'dan görev aldığını söylemektedir. Tayip ise bu Siyonist projesinin eş başkanlığını üstlenmiştir. Yani patronla taşeron bir araya gelmiştir. Tayip Bush'un odasına girmiş diye bazı zavallılar sanki zafer kazanılmış gibi sevinmektedir.
Ilımlı İslam, Yahudi'nin zulüm ve sömürü düzenine uyumlu Müslüman yetiştirme hıyanetidir.
- – Amerika, İran saldırısında AKP eliyle Türkiye'yi yanına çekmek ve kendisine mecbur etmek için, PKK terörünü azdırdı" tespiti yarı doğrudur. Çünkü asıl yaptıkları Türkiye'yi parçalamak oyunudur.
Şu anda maalesef, milletle hükümet kopuktur. AKP'nin ABD uşaklığının farkındadır ve ciddi bir huzursuzluk söz konusudur.
Biz her şeyin ve her şeye rağmen demokrasi içerisinde çözülmesini isteriz. (Ama ülkemizin parçalanmasına ve milletimizin köle yapılmasına, müsaade edileceğini sanmakta saflık olur) Umarım, bu oldukça sancılı ve sakıncalı gidişat, demokratik bir süreçle durdurulur.
Yeni ve adil bir dünya kurabilmemiz için, her bakımdan çok güçlü ve şuurlu bir ordumuzun bulunması lazımdır ve en sağlam kurumumuz ordumuzdur. Her şeyin bittiği ve tükendiği zannedilen durumlarda, ordumuzla Milletimizin el ele verip harikalar başardığı ve büyük devrim ve zaferler kazandığı tarihi ve talihli bir olgudur.
Barbar batılılar ve ırkçı emperyalist odaklar, öyle laftan anlamazlar. Onların bütün silahlarına ve korkutucu hazırlılıklarına karşı gerekli teknolojik imkanları sağlama, Allah'ın bizlere bir lütfudur.
Batılı düşünürler feryat ediyor: Kapitalizmin intiharı
NO Logo'nun yazarı Naomi Klein'ın yeni kitabı ‘The Shock Doctrine: The Rise of Disaster Capitalism' (Şok Doktrini: Felaket Kapitalizminin Yükselişi) çıktı.
Sadece ABD değil, İngiltere ve İsrail'i de hedef tahtasına almış. ‘Şok Doktrini'ne göre büyük ölçekli bir değişim gerçekleştirmek, mesela bir bölgeyi baştan inşa edip para kazanabilmek için ‘felakete' ihtiyaç var: Savaş, doğal afet, darbe veya terörist saldırı gibi. Demokrasinin pratikte uygulanamadığı felaket bölgeleri, global şirketler için canları istedikleri gibi at koşturabilecekleri bir rant alanı. ‘Çünkü kolektif şok yaşayan bir halk, tıpkı işkence altında arkadaşlarının adını veren birey gibi, pek çok değerinden vazgeçebilecek hale gelebilir' diyor Klein. 11 Eylül'ün nasıl bir ekonomik büyümeye yol açtığını, Irak ve İsrail savaşlarındaki kazanç kapılarını merak edenler kaçırmasın.65[2]
"Ilımlı İslâm!" safsatası
Moda tabirimiz: Ilımlı İslâm!
Peki, Ilımlı İslâm, İslâm'a yakınlığı mı ifade ediyor, yoksa İslâm'a uzaklığı mı?
Herkes bilmeli ki; Ilımlı İslâm, İslâm'a değil İslâm karşıtlığına olan yakınlığı ifade ediyor!
Ilımlı İslâm tanımı ile Gerçek İslâm'ın dışındaki bir olgu anlatılıyor!
Bu ifade ile kamuoyunun karşısına uyduruk bir İslâm konuluyor!
Özünden uzaklaştırılmış, tabir caizse kof bir şey takdim ediliyor!
Ilımlı İslâm'ı size nasıl tarif edebiliriz?
Mesela özü suyu çekilmiş meyve!!
Mesela hiç yağ ve tuz katılmamış yemek gibi bir şey!
Oysa yağsız ve tuzsuz yemek de sağlıklı insanlar için yenir yutulur bir şey midir!
Ilımlı İslâm, İslâm karşıtlarının İslâm coğrafyasında istedikleri gibi at oynatabilmeleri için bulunmuş şeytani bir formülden başka bir şey değildir!
Özü alınmış, sadece şeklen bir-iki figür bırakılmış bir İslâm sanki "Gerçek İslâm"mış gibi sunulmaya çalışılıyor!
İsteniyor ki: insanlar namaz kılsınlar, oruç tutsunlar, bol bol dua etsinler; ama asla inançlarını ve Kur'an'ın adalet kurallarını dünya düzenine hakim kılmak istemesinler! Açıkça, demokratik köle olmamız isteniyor…
Ilımlı İslâm, İslâm coğrafyasında yaşayan insanların gözünü boyamanın adıdır! Ilımlı İslâm, İslâm alemini esir almaya çalışmanın adıdır!
Bu işi topla, tüfekle, savaşla değil, içerde bulunan vicdanı ve inancı satılık insanlarla yapmaya çalışmanın adıdır!
Ilımlı İslâm ifadesi bizatihi İslâm'a karşı tavır almanın adıdır!
İslâm karşıtlarına omuz vermenin, destek vermenin adıdır!
Bu nedenle "Ilımlı İslâm projesi ile rejimi değiştirmeye çalışıyorlar" diye bir bardak suda fırtına koparmak, aslında havanda su dövmekten başka işe yaramamaktadır!
Çünkü Ilımlı İslâm projesi ile İslâmî bir hayata yaklaşılmamakta aksine uzaklaşılmaktadır! Özetle söylememiz gerekirse Ilımlı İslâm projesi, İslâm'dan fersah fersah uzaklaşmanın adıdır!
Hal böyle olunca İslâm karşıtlarının Ilımlı İslâm tanımından yola çıkıp kıyamet koparmalarına bir anlam vermekte zorlanıyoruz!
Yahu adamlar tüm İslâm alemini sizin gibi yapmaya gayret gösterirken siz niye "İslâm geliyor" diye şamata çıkarıyorsunuz ki!
Öyle anlaşılıyor ki bizimkilerdeki "İslâm fobisi" tahminlerimizin de ötesine ulaşmış bulunuyor!
İçinde İslâm kelimesinin geçtiği her tanımdan huysuzlanıyorlar!
Velev ki bu ifade kendilerinden yana bir anlam yüklü olsa bile!
Hatta kendilerini tarif etse bile!
İçinde İslâm geçiyorsa hemen bayrak açıyorlar, karşı çıkıyorlar!
Bu ne İslâm düşmanlığıdır, bu ne İslâm korkusu ve gıcıklığıdır, doğrusu ne anlamak mümkün, ne de anlatmak!66[3]
Temsili demokrasinin krizi… (veya Demokrasinin Yozlaştırılması)
Değerli kardeşim Birol Ertan'ın belirttiği gibi: Demokrasi, kökleri eski Yunan uygarlığına uzanan önemli kavramlardandır.
Demokrasi ile politika kavramları, bugün sıkça kullandığımız kavramlar arasında kökleri en eski olanlardır.
Politika (siyaset) kavramı, eski Yunan'da "polis" kavramından türetilmiştir. Polis ise bugün bildiğimiz kolluk ya da güvenlik güçleri anlamındadır. Polis, eski Yunan'daki "kent devletleri" ya da "site devletleri"ne verilen addır. Bu nedenle, politika kavramının da eski Yunan'da ortaya çıktığı anlaşılır.
Demokrasi kavramının, eski Yunan'daki iki kavramın birleşmesinden oluştuğu görülmektedir. Bu kavramlar, "Demos" ve "Kratos" kavramlarıdır. Demos, eski Yunan'da "halk" anlamına gelmekte iken, Kratos kavramı da "yönetim" anlamında kullanılmaktaydı Bu doğrultuda demokrasi kavramı, "halkın kendi kendisini yönettiği yönetim biçimi" olarak anlaşılmalıdır.
Halkın kendi kendisini yönetmesi olarak demokrasi, elbette, doğrudan yönetim biçimiyle söz konusu olabilirdi. Bu nedenle, eski Yunan'da, yetişkin erkeklerin tamamının katıldığı bir doğrudan demokrasi modeli görülmekteydi. Ancak bu sistem, köleler ve kadınlar ile yabancıları dışarıda bırakan eşitsizliğe dayalı bir sistemdi.
Bugün sözünü ettiğimiz demokrasi ise doğrudan demokrasi olamazdı. Çünkü milyonlarca insanın her an her kararın alınmasına katılması olanaksızdı. Bu yöntem, bugünün toplumları açısından hem çok masraflı, hem işlevsel olmayan ve hem de olanaklı olmayan bir yaklaşımdı. Bu nedenle, bugünkü demokrasi, temsili demokrasi olmalıydı.
16. ve 17. yüzyıllarda burjuvazi ya da tüccar sınıfın feodal topluma karşı mutlak iktidara sahip kralları desteklemesinin nedeni, serbest ve güvenli bir pazar ilişkileri istemiydi. Bu savaşı kazanan kralların mutlak otoriteleri içinde güçlenen burjuvazi, krala karşı parlamentonun mücadelesini başlatmış ve temsili demokrasinin vazgeçilmez kurumu olan parlamentonun zaferiyle sonuçlanan bu savaşı da kazanmıştır. Bu noktadan sonra, parlamentolarda temsil yoluyla yeni bir demokrasi modelini yaratan burjuvazi, B. Moore'un da belirttiği gibi, bugünkü demokrasi modelinin yaratıcısı olarak tarihteki yerini almıştır.
Temsili demokrasi, bir siyasal sistem biçimi olarak bugünkü demokratik yönetim biçimlerinin modelidir. Bugünkü temsili demokrasi, temel olarak üç ilkeye dayalı olarak yaşama geçmektedir. Bu ilkeler, "temsil", "sınırlandırma" ve "güçler ayrılığı" ilkeleridir.
Bugün geldiğimiz noktada,
1. Temsili demokrasinin yukarıda açıkladığımız ilkelerinin uygulanması konusunda
2. Parlamenter sitemlerde güçler ayrılığı ilkesinin işleyişi konusunda
3. Temsili demokrasilerde katılım mekanizmasının zayıflığı konusunda
4. Temsili demokrasinin yapısal sorunları konusunda
5. Temsili demokrasinin ekonomik gelişme ile ilişkileri konusunda çok ciddi sorunlar olduğu ve bu nedenle temsili demokrasinin büyük bir krizde olduğu görülmektedir.67[4]
Küresel Sermayenin bölgesel aktörü: AKP (ve Demokrasi Tuzağı)
Muzaffer Ayhan Kara'nın aşağıdaki ilmi ve ilginç saptamaları oldukça önemlidir: (Bazı düzeltme ve eklemelerle aktarıyoruz.)
1) AKP'nin ne zaman ve nasıl kurulduğunu anımsayalım..
2002 yazı.. ABD, 'parlamenter darbe' için düğmeye basıyor ve eş zamanlı olarak AKP kuruluyor. Milli Görüş kaçakları ile Nurcuları (Fethullahcılar) bir güç yapıştırıyor. İstanbul Belediye Başkanlığı'nda pişirilen ve sınanan RTE de bu gücün katalizörü oluyor. Türkiye'de ilk kez merkez sağ, dinci radikalizmin (daha doğrusu, işbirlikçi, istismarcı dincilerin M.Ç.) yedeğine düşüyor veya düşürülüyor. 'Büyük Birader' böyle istiyor. Çünkü, BOP ve buna bağlı olarak Ilımlı İslam Projesi bunu gerektiriyor.
Fethullah da Milli Görüş gömleğini çıkaranlar da ABD'yi artık "dünya gemisinin kaptanı" olarak görüyor ve ona biat ve iman ediyorlar!
2) Kurtuluş Savaşı sırasında ABD, Mustafa Kemal'i 'asi', Kuvay-ı Milliye'yi 'çete' ilan etmişti. Türkiye'yi mandası yapmak istiyordu. Sivas Kongresi'nde bu rüyası sona erdi. Lozan'daki Türk-Amerikan Dostluk ve Ticaret Antlaşması'nı ABD kendi senatosunda onaylamadı. 1927'ye kadar başkent Ankara'yı içine sindiremedi ve büyükelçi atamadı. Baktı ki, Türkiye Cumhuriyeti sağlam basmaktadır, direnmekten vazgeçti. (İçten delmeye başladı.)
Meşruiyetini ve varlık zeminini dışarıda arayan ve bulduğunu zannedenler, o gün de bugün de pek farklı değil.. Demek ki, geçen 90 yılda soysuzluk aynı zeminde devam ediyor. Kur'an'ı 'gavur'un emrine vermek dün de vardı, bugün de var.. (Yarında olacaktır M.Ç.)
3) Dün, 1919'larda ABD, Sevr'den yanaydı. Anadolu'da beş mandater devlet olsun istiyordu. Kendisi de "genel mandater" olmak amacındaydı. Bugün de Lozan'ın sonuçlarını görmezden gelmeye çalışıyor, sulandırıyor ve yeniden Sevr'e dönmek istiyor. Boğazlar'ı tartışmak, Müslüman azınlık icat etmek, Ermeni meselesini hortlatmak, Kürt ayrılıkçılığına destek ve prim vermek başka nasıl izah edilebilir? Yayınladıkları haritalar da her şeyi ortaya koymaktadır zaten. PKK'ya arka çıkmaları açık bir tahrik ve tavırdır!
4) 20. yüzyılın başlarındaki Sevr dayatması sonradan, İkinci Dünya Savaşı ertesinde, yani 1945'lerde Truman Doktrini ve Marshall Yardımı süreciyle başka bir boyuta sıçradı. Artık, iki kutuplu dünyada Türkiye Cumhuriyeti ile ABD güya müttefikti. Bu süreç 1952'deki NATO üyeliğiyle doruğa çıkacak, fakat dünyanın soğuk savaşın ardından Sovyet sisteminin çökmesiyle yeniden tek kutuplu bir sürece yönelmesiyle birlikte, 1990'larda sarsıntıya uğrayacaktı.
5) AKP, ABD'nin dünya çapındaki yönelişlerinin Türkiye ayağındaki siyasal projeksiyonudur. Bu, iki kere ikinin dört ettiği kadar net bir tablodur. AKP'ye göre, dünyayı döndüren güç ABD'dir ve onun ipine tutunmaktan başka çare yoktur. Yani, bir yarı-sömürge edasıyla ABD'nin önünüze koyduğu her şeye imza atacaksınız!
Yat derse yatacaksınız, kalk derse kalkacaksınız! Fetullah'a göre zaten ABD, "dünya gemisinin kaptanı"dır! Böylelikle, AKP, İslam'ı da ABD'nin bölgedeki, hatta dünya çapındaki eyleminin, küresel atraksiyonlarının emrine sokmaktadır. Değiştirilen Kur'an'dan tutun da dinlerarası diyalog sürecine, Fethullahçıların emperyal istihbarat kuruluşlarının organizasyonuyla, dünya çapında ve İslam coğrafyasında kurdukları okullara kadar onca şer faaliyeti bunun aynasıdır…
6) 'Ilımlı İslam Project ve BOP'u üst üste koyabilir ve bunun Türkiye ayağına da AKP'yi monte edebilirsiniz! Fotoğraf budur. Proje, tastamam bir 'ABD Project'tir. Bu noktada, sürece eş zamanlı olarak eşlik eden bir operasyon da doğal olarak Atatürk Türkiyesi'nin, başka bir tanımla Türk Devrimi'nin (ve tabi Türkiye Cumhuriyetinin, Milletimizin ve İslamiyetin M.Ç.) tasfiyesidir. ABD, 1919'larda yapamadığını, tasfiye edemediği milli odakları şimdi işbirlikçilerin eliyle tasfiyeye yeltenmektedir. Artık orta bir yol gibi sunulmaya çalışılan ve cehennem yolunun iyi niyet taşlarıyla örüldüğü unutulup yutulan 'ılımlı İslam', "laiklikle-İslam'ın uyumlulandırılması" gibi pazarlanmaktadır.
Oysa, gerçek bambaşkadır. Yapılmak istenen, Atatürk Türkiyesi'ne 'fatiha' okumaktır! Niyetlerini her vesileyle açığa vurmaktadırlar. (Siyonist güdümlü ılımlı İslamcıların ve davalarına hıyanet eden Milli Görüş kaçkınlarının) Cumhurbaşkanlığına uzanmaları ve bu konuda sergiledikleri pervasızlık çok açıktır. Daha seçimden hemen sonra yapılan kimi hıyanet dolu öneriler de yenilir yutulur gibi değildir.
7) Üzücü olan, sözde demokrasiyle (aslında 'cici demokrasi', 'sandık demokrasisi", 'Filipin Tipi Demokrasi'…) bir sivil darbe yapmak istenmesi ve buna karşı en sağlam güç olan, devletimizin en güvenilir ve diri gücü olan Silahlı Kuvvetler'in pasifize edilme çabalarıdır. İşin ilginç yanı, AKP, Silahlı Kuvvetler'i pasifize ederken de Batı'ya, ağababalarına yaslanmaktadır. Erdoğanlar, ABD'ye orduyu şikayet ederken, Güller de türban nedeniyle Türkiye'yi AİHM'e şikayet edebilmektedirler. Bunların kabiliyeti budur.
Kanla, canla, şehitlerle, tarih yazarak kurulan Atatürk Türkiyesi'nin yerine, sen gelip sandıktan cin çıkartarak 'Ilımlı İslam'ı koyacaksın ve herkes de yutacak bu zokayı öyle mi?
8) Şimdi ise, durum farklıdır. Türkiye'nin Batı ittifakı içindeki konumu tartışılmaktadır. AKP'nin dışındaki ulusal zeminde kalan güçler, Batı ittifakının Türkiye'ye karşı samimi olmadığını kavramışlardır. Bu güçlerin içinde Silahlı Kuvvetler de vardır. Dolayısıyla, ABD, Türkiye açısından bölgede yapmak istediklerini Silahlı Kuvvetler'e rağmen ve gayrı milli güçler üzerinden (İstismarcı dinciler ve sahte Türkçüler ve Kürtçüler) gerçekleştirmek durumundadır. Burada, Silahlı Kuvvetler ise Türk Devrimi'ni, Atatürk Türkiyesi'ni ABD'nin 'Ilımlı İslam' projesine karşı, daha doğrusu, sivil karşı-devrimci darbesine karşı savunmak durumundadır.
9) Bugün, TSK, artık klasik darbelerle sürece müdahil olmak istememe eğilimdedir. Fakat, Atatürk Türkiyesi'nin bertaraf olmasını da seyredemez. Seyretmemek, yasal görevi arasındadır. Yasal görevi olmasa da zaten Atatürk'ten emir alan bir kurum olarak misyonunu yerine getirmek konusunda tereddüt etmeyecektir. Bu noktada belirleyici olan Bursa Nutku'dur. Bursa Nutku'nu yok sayacak bir Silahlı Kuvvetler ve Silahsız Kuvvetler mensubu düşünemiyorum. Görevini anayasal ve yasal çerçevede yapılacakları ilgili zeminlerde uyarıcı olarak yerine getirmeye çalışan ve bu arada Silahsız Kuvvetler'e misyonunu anımsatan TSK, bilinmelidir ki, çürümenin ve karşıdevrim tehlikesinin had safhaya vardığı, buna karşı anayasal ve yasal çerçevede Silahsız Kuvvetlerce çözüm bulunmadığı koşullarda kılıcını çekmeye mecbur kalabilir. Bunu herkes iyi değerlendirmelidir.
10) Ancak.. TSK'nın aşırı çürüme ve kaos, karşı devrimin reel bir tehlike haline geldiği koşullarda yönetime el koyabilmesi kolay değildir. Bunun için her şeyden önce yeni ittifaklar geliştirilmiş olmalıdır. Çünkü, Batı ittifakının ulusalcı ve Atatürk Türkiyesi'nin restorasyonunu amaçlayan nitelikte bir askeri darbeye direneceği ortadadır. Ambargolar, yaptırımlar peş peşe gelecektir. Türkiye, dünyada yalnızlaştırılmak istenecektir. Ulusalcı yöndeki bir darbe, kesinlikle ilmi, insani ve milli bir yapılanma amacı taşıyacak ve güneydoğuda aşiretçi-ağacı feodalizmin tasfiyesine kadar bir dizi devrimi gerçekleştirmekle yükümlülük altına girecektir. Bu yeniden yapılanmanın çerçevesi içinde çürümeye uğramış ve devrimi savunmak görevini savsaklamış sivil oluşumlar da nasibini alacaktır ister istemez…
11) Eğer, 9. ve 10. maddelerdeki sürecin işlemesi istenmiyorsa, Silahsız Milli Kuvvetler sahneye çıkmalıdır. Adamakıllı çıkmalıdır. Savcılar, mahkemeler görevini yapmalıdır. Her vatansever bazı riskleri artık göze almalıdır. Uğruna yaşanan değerler yoksa yaşamak neye yarar ki? CHP, hızla misyonuna dönmeli, esnaf bezirgan unsurları tasfiye ederek memleket uğruna çalışacak evlatlarını içine çekmelidir. (Her bakımdan Mustafa Kemal'i örnek edinmelidir. M.Ç.) Bu da kendini yenileyerek, büyüyerek, toplumun gereksinmelerini karşılayarak ve toplamda Türk çağdaşlaşmasının her alanda öncülüğünü sürdürerek gerçekleştirilebilir. (Dindar halkı ürküten ve AKP'ye iten yanlış ve yakışıksız tavırları terk etmelidir.)
12) Son olarak, yukarıda ele aldığımız konuya ilişkin olarak yayınlanan bir kitaptan söz etmek istiyorum; "Bir ABD Projesi Olarak AKP". Gazeteci arkadaşımız Merdan Yanardağ, AKP'nin ABD'nin küresel senaryosu içindeki konumunu saptıyor ve BOP ile ılımlı İslam sürecini bu çerçevede ele alıyor.
Kitap ılımlı İslam yönelişini ve bu yönelişin BOP kesişmesini ayrıntılı olarak ele almayı başarıyor. Okunması ve incelenmesi bu bağlamda yararlı olacaktır.68[5]
13) llımlı İslam ve BOP, bizi bir askeri darbe olasılığını tartışmaya kadar getiriyor. Bundan hiç de hazzetmiyorum. Ama, demokrat güçlerin sefaleti, buna karşın işbirlikçi güçlerinin kararlılığı, ülkede atmosferi değiştiriyor. AKP iktidarının ikinci dönemi çok şeye gebe. AKP'nin seçtiği cumhurbaşkanının atacağı adımlar belki de belirleyici olacaktır. 864 rakımlı tepeden gelişmeleri, olup bitenleri farklı okuyan bir cumhurbaşkanı profili çizer mi atanacak' zat?… Bunu söylemek çok zor. Ama, keşke çizse, çizebilse diye geçiriyor insan içinden.. Keşke..
(Öyle görünüyor ki) Ahmet Necdet Sezer'i bu ülke çok arayacak.
Bitirirken, hiç de sürpriz olmaması gereken bir olasılıktan da söz etmek istiyorum; acaba, şu anda Silahlı Kuvvetler bünyesinde Atatürk Türkiyesi'ni tehlikede gören ve buna karşı çare oluşturmaya çalışan bir "çalışma grubu" kurulmuş olabilir mi? 12 Nisan ve 27 Nisan'daki uyarılar bu çalışma grubunun faaliyetinin bir devamı olarak algılanabilir mi?
Kuşkusuz, bu çalışma grubu kurulmuşsa, bir de "gözetleme kulesi" dikilmiştir!
Söz konusu çalışma grubu değişik senaryolar içinde, bu kötü tablo karşısında her türlü tedbiri çalışmaktadır belki de, kim bilir?.. Kuşkusuz, o zaman Batı'nın, milli gelişmeler karşısında nasıl demokrat! kesileceğini, tankların karşısına ikinci cumhuriyetçilerle türbanlı şovmenleri çıkarabileceğini, satılmış ve esir alınmış, yer yer yabancıların emrine girmiş, soysuzlaşmış medyanın da bu onurlu girişime karşı aslan kesilebileceğini de hesaplıyordur. Tabii, gücün ellerinden çıktığında ne hale düşeceklerini de medya sahipleri, karşı devrimin güruhları, dini siyasete alet eden politikacı müsveddelerinin hesaplaması gerekir. Türkler bir çılgınlaşmasın! Yedi düveli karşısına daha önce aldı."69[6] (Şimdi alamaz sananlar, yanıldıklarını görecektir. M.Ç.)
Türk milletini, Atatürk devrimini, ülkemizin ve cumhuriyetimizin geleceğini ve güvenliğini, İslamsız düşünenler ve hala İslam'ı öcü gibi gösteren bazı ulusalcı kesimlerin de artık bir takım önyargılardan ve yararsız saplantılardan kurtulup, bu milleti millet yapan ve şanlı medeniyetler ve devletler kurduran değer ve dinamiklerimizle barışması kaçınılmaz bir gereksinimdir.
[1] (a.a)
[2] 11.09.2007 / Mehveş Evin /Akşam
[3] 13.09.2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete
[4] 12.09.2007 / Milli Gazete
[5] (Siyah Beyaz Kitap, 1. baskı:2007Mayıs)
[6] Eylül-2007 / Jeopolitik

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ER DOĞAN DEĞİL, ER BAKAN LAZIM! Şiirinden: Ne zor imtihanmış, ahir zamanda Selamet Saadet, Milli…
Yahya CANDAŞ beyden Allah razı olsun. Dizeleri ile bizlere de tercüman olmuşlar. Bu dizelere verdiği…
Tanıma ve tâbi olmayı lütfeden rabbimize sonsuz şükürler olsun. Ayaklarımızı ve kalbimizi sabit kılsın, İnsanlığın…
KARARLAŞTIRILMIŞ VE YAKLAŞMIŞ OLAN KUTLU VAKİT'E RAMAK KALA!.. Makale bilgi ile hikmeti birleştirmemizi sağlayacak açıklıkta…
ER bakanların özelliği ; onlar her asırda veya her yüzyılda bir gönderilirler ve geldikleri asra…
Şiirde de değinildiği gibi; Hocamızın netliği ve sertliği, asaletinden, mertliğinden ve merhametindendir. Bizlerin dünya ve…
Teşkilat çalışmalarına ve dava süreçlerine ilişkin çok kritik bilgiler içeren, marazlı tiplerin tespitine ve kişisel…
Haddini bilmeyen hadsizlerin halleri! Nefsinin kötülüklerinden, imtihanının sırrından gafil olanlar, eline imkân ve fırsat geçince,…
Balık baştan kokar demişler; Türkiyenin değil dünyanın kurtuluşu Adil Düzen projelerine bağlı olduğunu sağır sultan…
Muhterem Ahmet Hocamıssınız Siz bir çiçekle başlayan baharın Akgül’üsünüz Siz kuruyan gönüllerimizi sulayan Rahmet…